Çerkes Göçü ile İlgili Olarak Görevlendirilen Dr. Barozzi’nin 28 Haziran 1864 Tarihli Oturumunda Meclis-i Tahaffuz’a Sunduğu Rapor
Çerkes Göçü ile İlgili Olarak Görevlendirilen Dr. Barozzi’nin 28 Haziran 1864
Tarihli Oturumunda Meclis-i Tahaffuz’a Sunduğu Rapor
Meclis-i Tahaffuz’un talebi üzerine İstanbul’a dönmüş ve konseyin 14 Haziran tarihli oturumunda size sözlü olarak Trabzon ve Samsun civarında bırakmış olduğum Çerkes göçmenlerin maruz kaldığı şartlar hakkında bir sunum yapmıştım. Bu sunumun size yazılı ve özet bir şekilde yapılmasını istediniz ki, ben de bugün burada size bunu sunuyorum. Size görevimin Trabzon ve Samsun ayağında ne yaptığımı yeniden anlatmak niyetinde değilim. Bu konuda size daha önceki değişik raporlarımda bahsetmiştim. Size şimdiki mevcut koşullar ve mutlaka alınması gereken tedbirler hakkında bilgi vereceğim. Durum gittikçe daha vahim bir hâl almaktadır; zira göçmenlerin sayısı her geçen gün çoğalmakta, kaynaklar azalmakta, göçmenlerin yığılmasından kaynaklanan sakıncalar ve bunlarla mücadele etmedeki yetersizlik artmaktadır. Bu durum dört aydan beri sürmektedir. Baylar, gerçekten biliyorsunuz ki geçen mart ayından itibaren göç büyük bir ivme kazandı. Göçmenler Karadeniz’in değişik noktalarında ve bazı iç kısımlarda yığıldılar ve bununla birlikte, bu yayılmaya rağmen 60-70 bin göçmen Trabzon’da, 110-120 bin göçmen de Samsun’da toplandı. Üstelik bu rakam yeni gelenlerle birlikte sürekli olarak artmaktadır ve bazı kati bilgilere göre, bu büyük kitle çok geçmeden daha da büyüyecektir. Bundan ötürü göç şimdilik durmaktan uzaktır (L’Émigration Circassienne 1864: 24). Yolculuk sırasında göçmenlerin durumu korkunçtur. Göçmenler gıda ve sudan mahrum bir şekilde küçük teknelere ya da kayıklara doluşmakta ve deniz suyunu içmeye mecbur kalmaktadırlar. Osmanlı topraklarında karaya çıktıklarında göçmenlerin çoğu daha yolculuk sırasında ölüyordu ve bunlar yaşayanlarla karışık bir hâlde kalmaktaydı. Karada ise kamp yerlerindeki koşullar çok daha iyi değildir. Göçmenler kamp yerlerinde barınaksız, kendi başlarına terk edilmiş, bakımsız, sağlık polisi ve hiçbir denetim olmadan çok feci bir sefalet altında bulunmaktadırlar. Kendilerine bulaşan ve başkalarına da yaydıkları çiçekten, aralarında görülen tipik hastalıklardan, dizanteriden, yetersiz beslenmeden ve sefaletin doğurduğu tüm patolojik durumlardan kaynaklanan hastalıklardan ölenlerin ortasında bulunmaktadırlar. Kamp yerlerinde pek çok ailede birden fazla hastalıklı birey bulunmaktadır. Bu şekilde o kadar hasta vardı ki, bunların hepsi yavaş yavaş ölmektedir. Hastalar hiçbir yardım almıyorlar. Bunlar hiçbir yardım görmeksizin çıplak bir şekilde toprağın üzerinde yatmakta ve tüm hava koşullarına maruz kalmaktadırlar. Hastalarla ilgilenmek üzere bu kamp yerlerine gönderilen 4-5 doktor özellikle de hastalar için gönderilen malzemelerin acınacak durumu nedeniyle verimli olamamaktadır. Bu durumda ölüm bu zavallıları vurmaktadır. Kadavraların büyük bir kısmı ortalığa terk edilmekte ve çürümeye bırakılmaktadır. Kamp yerlerinde özellikle kadınlar ve çocuklar arasında ölüm oranı oldukça yüksektir. Erkekler ise acıya, ıstıraba ve açlığa daha fazla direnmektedirler. Geçen nisan ayında Trabzon’da 27-30 bin göçmenin içinde günde 400 kişiden fazla ölüm olmaktaydı. Bu şehirdeki sağlık idaresi doktorunun verdiği son bilgilere göre Seradere’deki kamp yerinde günde 300’den fazla göçmen ölmekteydi. Fakat Samsun’da ölüm oranı gerçekten korkunç boyutlara varmış bir durumdadır. Buradaki son ölüm oranlarını veremeyeceğim; ama benim Samsun’dan ayrıldığım zaman Derbent21 ve Irmak’taki22 kamp yerlerinde 40-50 bin kişilik göçmen arasında günlük ölüm oranı 500’den fazla idi. Hâlen daha gerçek verilere dayanıyorum. Samsun’a iki fersah uzaklıktaki Hanianly’daki küçük kamp yerinde 300 kişilik bir göçmen arasında bir hafta içinde günde ortalama 14 ölüm olayının olduğu bana bildirildi. Şunu belirtmek gerekir ki, bu kamp yerinde işler daha iyi yürümekteydi ve kamp yeri de iyi bir şekilde kurulmuştu. Samsun’da ölüm oranı gibi sefalet de o derece yüksek olmaktadır. Göçmenlerin yeterli derecede beslenmediklerini söylemek doğrudur; ama özellikle Samsun’da açlık gerçekten göçmenleri kırıp geçirmektedir (L’Émigration Circassienne 1864: 25). Burada geçirdiğim 22 gün boyunca otoriteler 100 binden fazla göçmene günde sadece on bin okka peksimet dağıtmıştı. Bu da her biri 100 dirhem olan 40 bin tayınat etmektedir. Bu arada, bu dağıtım işi de doğru bir şekilde yapılmamakta ve gerçekten ihtiyacı olanlar yardımlardan hiç istifade edememektedir. Bu zavallılar günlerce bu zayıf yardımı almayı beklerken kabile şeflerinin ve maiyetlerinin hemen hemen tüm tayınatı aldığı duyulmaktadır. Peksimet eksikliğinden dolayı göçmenler ağaç kökleri, bitkiler ve toplayabildikleri yemek artıklarıyla beslenmektedirler. Bu yetersiz beslenme daha önce göçmenler arasında yayılmış olan hastalıklar için ölümcül sonuçlar ortaya çıkardı. Size daha önce vahim neticeleri olan ve çocuk yetişkin tüm bu talihsiz halkın maruz kaldığı hastalıkları belirtme fırsatım olmuştu. Göçmenler arasında sindirim yolu hastalıkları, yüzlerde urların çıkması, ayaklarda sızlanma gibi pek çok hastalık görünmekteydi. Kaşeksi,23 sıtma ve depresyon göçmenlerin ölümüne neden olmaktaydı. Böylesine yüksek ölüm oranının bu şekilde zararlı ve yetersiz bir beslenmeden kaynaklandığı muhakkaktır ki, size daha önce de belirttiğim nedenler açlıktan sonra gelmektedir. Deniz ve kara yolu ile yapılan tahliyeler gerek yeterli vasıta olmamasından gerekse de uygun bir varış yeri tespit edilememesinden dolayı oldukça yavaş işlemektedir. Göçmenlerin nihai yerleştirilmelerinin hâlen daha başlamadığını söyleyebiliriz. Bu arada mevsim de ilerlemiştir. Sahilin değişik noktalarına nakledilen göçmenler buralarda terk edilmiştir. Buralarda sefalet ve ölüm kol gezmektedir. Canik, Amasya ve Sivas eyaletlerindeki göçmenlerin durumu da aynıdır. Genel olarak söylenebilir ki, göçmenlerin nakledilmesi sadece uygunsuzlukları yaymak ve bunları çoğaltmaya yaramaktadır. Bu sunumu bitirirken Samsun ve Trabzon’da göçmenlerin gönderildiği bütün yerlerin sıtmalı ve sağlığa zararlı yerler olduğunu söylüyorum. Aralıklarla görülen sıtma salgınları bu yerlerde hüküm sürmektedir. Göçmenler öncelikle bataklıklardan çıkan hastalıkların etkisinde kalmaktadır. Bu yıkıcı etki göçmenlerin içinde bulunduğu kötü hijyen koşulları ile katbekat artacaktır. Baylar, özetle, başlıca yerlerde göçmenlerin durumu bu şekildedir. Buna işaret etikten sonra aynı şekilde, size göçmenlerin bu durumunu ortaya çıkaran, bunları devam ettiren ve büyüten nedenleri göstermek de benim görevimdir (L’Émigration Circassienne 1864: 26). Burada idarenin alanına girmek zorundayım zira göçün sıhhi durumuna bağlı olan meseleler sıkı bir şekilde idari meseleler ile bağlantılıdır ki, birine değinmeden diğerini ele almak imkânsızdır. Açıktır ki, bu durumun nedeni, olabildiğince çok insanın çok kötü koşullar altında bir araya gelmesidir. Yardımların yetersizliği ve bunların uygulanmasındaki yanlışlar bu kadar kalabalık bir yığının ortaya çıkardığı ölümcül tehlikelere eklendi. Her şey uygulanan yardımların göçmenlerin ihtiyaçlarını karşılayacak durumda olmadığını teyit etmektedir. Aynı şekilde, yardımların dağıtımı işinin istenilen düzeyde olmadığını kabul etmek gerekir. Gerçekten, devletin göçmenlere verdiği tek gıda olan peksimet her yerde yetersizdir. Bununla birlikte, bu miktar her ne kadar yetersiz olsa da, eğer ihtiyacı olanlara verilseydi bu uygunsuzluklar daha az olurdu. Şu anda geçerli olan yardım dağıtma sistemine göre, sadece birkaç şef, bunların adamları ve köleleri bu yardımdan istifade etmektedir. Çünkü bunlar dağıtım işinde bir aracı rolündedirler. Bu durum her gün sadece peksimet konusunda değil, geri kalan her şeyde tekrarlanmaktadır. Fakirler unutulmuş bir hâldedir. Uygunsuzluklar dengeli ve akıllı bir idarenin eksikliği yüzünden daha da artmaktadır. İyi bir idarenin eksikliği her yerde karşımıza çıkmaktadır. Eğer iyi niyetli olunsa mesela yetkin insanların tavsiyeleri dinlense kamp yerleri şu anki acınacak durumda olmazdı. Mali durumun yetersizliğine rağmen koruyucu bazı tedbirler alınabilir, hastalara yardımda bulunulabilir, ölüler gömülebilir, çok gerekli olan gıda maddeleri temin edilebilir ve bu şekilde buradaki engeller ya da mahsurlar ortadan kaldırılırdı. Durumun içinde hapsolduğu bu tehlikeyi engellemek ve mevcut durumu iyileştirmek için ne yapılabilir? Sebepler daha önce belirtildi. Memnuniyet verici bir çözüme ulaşmak için bu duruma neden olan etkenleri ortadan kaldırmaktan bahsedilmektedir. İlk önce yeni geleceklerin neden olacağı yeni yığılmaları engellemek gerek. Eğer Osmanlı hükûmeti Çerkes sahillerindeki muhacirlerin nakliyesini düzenlemek yetkisine sahip olur ve kendi iskân siyasetine uygun olarak bunu devam ettirirse yığılmalar bundan sonra olmayabilir. Bu tedbir için hiç de geç kalınmış değildir. Bu tedbir hâlen daha ehemmiyetini korumaktadır; çünkü büyük kitleler halinde göç devam etmekte ve her gün yeni göçmenler gelmektedir. Bu yeni gelenler kaynakların da artmaktan uzak olduğu Trabzon ve Samsun’daki göçmenlerin durumunu daha da kötüleştirecektir. Diğer taraftan nakliye işleminin yapıldığı yerlerde yığılmaları engellemek ve göçmenleri daimi olarak yerleştirilecekleri yerlere gecikmeden nakletmek ve bu noktalarda da yığılmaları engellemek gerekmektedir (L’Émigration Circassienne 1864: 27). Bu nakiller ve iskânlar bir an önce yapılmalıdır çünkü yaklaşan kış göçmenlerin durumunu daha da ağır bir hâle getirecek ve bir felaket de kaçınılmaz olacaktır. Yapılması gerekenler kayda değer bir oranda arttırılmalıdır. Burada mali kaynaklar elzemdir. Göçmenlerin her birine günlük belli bir tayınat temin edilmelidir. Ekmek ve peksimet miktar olarak yeterli derecede değildir. Göçmenlerin gıdalarını biraz olsun çeşitlendirmek çok acildir. Göçmenlere tahsis edilen ekmek onların alışkanlıklarına uygun değildir. Göçmenler mısır unu ve kuru sebzeyi tercih etmektedirler. Ayrıca devlet bu değişikliği yaparak önemli bir miktar tasarruf yapabilir. Hastalar özel bazı gıdalar talep etmektedirler. Onlara et gerekmektedir. Lakin bu, açlıktan ölümün ve sefaletin hâkim olduğu bu kalabalığın sağlığı için yapılacak sıhhi bir müdahale değildir. Göçmenleri sadece uygun olarak beslemek değil, büyük barakalarda bu duruma maruz kalanları da korumak gerekmektedir. Bu talihsiz insanlar buralarda bir hekimin yardımını alabilirler. Mevcut durumun gerektirdiği değişik hizmetler oluşturmak gerekmektedir. Tek bir kelime ile şimdi var olandan farklı olarak gerçekten yardım edebilecek bir idare oluşturmak gerekmektedir. Yardım dağıtma işi emin ve yetenekli kimselerin eline verilmelidir. Yardımlar gerçekten ihtiyacı olanlara ve hiçbir kaynağı olmayanlara verilmelidir. Neden kendi kendine yetebilecek Çerkes kabilelerin şefleri hükûmetin üzerinde bir yük olmaktadır? Daha önce sağlık hizmetinin olmadığını söylemiştim. Bundan dolayı bir sağlık servisi kurulmalı ve uygun araçlar ile donatılmalıdır. İdarenin tüm ihtimamı kamp yerlerinin sağlık durumuna yönelik olmalıdır. Enfeksiyonun hâkim olduğu kamp yerleri dezenfekte edilmeli ve iyi bir duruma sokulmalıdır. Bu işi yapacak bir birim oluşturulmadığı için ölüler defnedilmeksizin her tarafta ortada kalmaktadır. Sağlık koşulları açısından ilk olarak şehirlerde ve köylerde göçmenlerin büyük kalabalıklar oluşturmasına izin vermemek önemlidir. Koşulları iyi durumda olan kamp yerleri şimdilik en uygun yerler olarak gözükmektedir. Son olarak da göçmenlerin nakliyesi organize edilmelidir. Her şey göçmenlerin bu sorununa bağlı olduğu için Meclis-i Tahaffuz göçmenlerin nakliyesi ile ilgilenmektedir (L’Émigration Circassienne 1864: 28). Göçmenlerin nakliyesi tedbirli, özenli ve önceden hazırlanmış bir plana göre yapılmalıdır. Nakliye gemilerindeki yığılmaları engellemek, hastaları güvertede oturtmak ve onları gemilere yığmamak alınacak en önemli tedbirlerdir. Sağlık idaresinin talimatlarına rağmen bu tedbirlerin göz ardı edilmesi sonucunda yalnızca göçmenler ve yerli halk değil gemilerin mürettebatı da hâlen daha şiddetle tifüsten muzdarip olmaktadır. Göçmenlerin nihai olarak yerleştirilmelerini hızlandırmak için ne yapılması gerektiğini bilmiyoruz. Bundan dolayı göçmenlerin nakliyesinin ve dağıtılmalarının büyük tehlikeleri olan bu duruma bir son vermesi için yığılmaların doğurduğu tehlikeler üzerinde duruyorum. Daha önce size bahsettiğim bu uygunsuz koşullar, yığılmalar, sefalet, açlık, hastalıklar ve idarenin yanlışları ölümcül bazı sonuçlara neden oldu. Yığılmalardaki artış, kaynaklarda devam eden azalma, durum karmaşıklaştıkça büyüyen düzensizlik, yaz sıcakları ve göçmenlerin etrafında olan enfeksiyonlu mekânlarla birlikte bu neticeler daha tehlikeli olmaya devam edecektir. Bundan şüphe etmeye gerek yoktur. Eğer yığılmaların olduğu yerlerden göçmenler nakledilmezse kötü neticeler sadece göçmenler arasında değil yerli halk arasında veya karışıklıkların görüldüğü yerlerdeki yakın çevrelerde de hissedilecektir. Durum çoktan vahim bir hâl almıştır ki, bazı bulaşıcı salgınların bu durumu daha kötü bir hâle sokacağından ve bunun bir felaket getirmesinin çok uzak olmadığından endişe edilmektedir. Fakat kesin, hayati ve kaçınılmaz olan şey, eğer kışa kadar bu durumda bir değişiklik olmazsa kışın beraberinde getireceği felakettir. Bütün göçmenler aç, hasta bir hâlde ve yokluk içinde topluca yerleşim yerlerine gitmekte ve buralarda gıda ve barınak aramaktadırlar. Bunlar arasında tifüs ve zor şartlar ortaya çıkmakta ve tam bir yıkım yapmaktadır. Bizi tehdit eden tehlikenin farkına varmanın zamanıdır. Her hâlükârda, bu tehlikenin önünü almak ve felaketi önlemek için uygun tedbirlerin gecikmeden alınması gerekmektedir. Yakında olacak olan bu tehlike ve felaket yaklaştığı için bu raporda bazı tedbirler sunmaktayım. Bunları özetlemek gerekirse; 1. Yığılmaları önlemek gerekir, ortaya çıktıkları her yerde gecikmeden bu yığılmalar sona erdirilmelidir (L’Émigration Circassienne 1864: 28). 2. Para, gıda ve nakliye yardımlarını kayda değer bir oranda arttırmak gerekmektedir. 3. Göçmenlerin ihtiyaçlarına daha uygun olan bir teşkilat tesis edilmelidir. 4. Son olarak da yetkili otoriteler tarafından verilen hijyen talimatlarını titizlikle uygulamak gerekmektedir.
Mavi Atlas, 3/2014: 133-156
Yorumlar
Yorum Gönder